Hakkımızda | İletişim  








Bizim âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğine girinceye kadar cennete giremiyeceklerdir! Suçluları işte böyle cezalandırırız!

(Araf, 40)

 
 
 


 
 

Cihad Acar   659

KOMUTAN PEYGAMBER

Hamd, kitabında “Seni alemlere rahmet olarak gönderdik.” ve “Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün.” diye buyuran Âlemlerin Rabbi olan Allah’adır. Salat ve selam ise: “Ben, rahmet ve savaş peygamberiyim.” diye buyuran kıyametten önce kılıç ile gönderilen son Nebi’ye, ailesine ve ashabının üzerine olsun.

İnsanlık, nübüvvetten önce cahiliyye uçurumundan yuvarlanmış rezalet bataklığında can çekişir bir durumdaydı. Hem ahlaki hem ticari hem de toplumsal açıdan insanlık Allah’ın yarattığı Ahsen-i Takvim’den Esfel-i Safilin’e kadar düşmüştü. İşte tam bu anda ortaya çıkıp bütün insanoğluna doğru yolu gösterip örnek olacak bir öndere -kurtarıcıya- ihtiyaç vardı.

Tam bu vakitte, yani karanlığın en zifiri anında Allah, kıyamete kadar gelecek tüm insanoğluna rehber olması için kulu Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’i gönderdi. Tabi ki tüm insanlığa örnek ve rehber olacak kişinin tüm fazilet, erdem ve güzel ahlakları taşıyan üstün bir insan olması gerekirdi. Allah da bunu en iyi bilen olduğu için kulu Muhammed’i  (sallallahu aleyhi ve sellem) bir insanın sahip olabileceği en üstün vasıflarla donattı. O da kendisine tevdi edilen görevi hakkıyla eksiksiz bir şekilde yerine getirdi ve emaneti eda ederek alnının akıyla Rabbi’nin katına çıktı. 

 Durum tıpkı Abdullah bin Mesud’un “Allah Rasûlü vefat ettiği zaman gökteki kuşun bile haberini bize vermişti” dediği gibi olmuştu. Kısacası Allah Rasûlü’nün hayatı insanlık için bir yaşam tarzı, hayat modeli ve örnek alınması gereken bir numune olmuştu. İnşaallah bu yazımızda da Allah Rasulü’nü bir komutan olarak bize nasıl bir örneklik oluşturduğu üzerinde duracağız.

Konuya girmeden önce şunu da belirtmek isteriz ki: İslam barış dinidir. Savaş ise arizi bir durumdur. İslam’ın kelime kökünün ‘silm’ yani barış olması ve savaşmadan önce savaşılacak topluluğa dine girme veya cizye ödemeyi teklif etmek bunu gösteren etkenlerdendir. Yani İslam'da savaş, şehid Seyyid Kutub’un İfadesiyle “İslam’a davetin engellerini ortadan kaldırmaktan ibarettir. Bu savaşın yani cihadın insanlık için bir azap değil aksine bir rahmettir. Şeyh İbnu-l Kayyim değerli kitabı Zadu-l Mead’da bu durumu şöyle özetler: Allah yolunda cihad tüm insanlık için rahmettir. Şöyle ki, müminlerden ölenler şehadete erişip cennete girerler. Geride kalanlar ise ecir ve ganimete ulaşırlar. Kafirlerden kalanlara Allah’ın daveti ulaşabilir. Onlardan ölenlere de Allah rahmet edip daha çok günah işlemelerini engellemek için müminler eliyle onların canlarını almıştır.”

Şunu da hatırlatmak isteriz ki, Müslümanlar tarih boyunca yapmış oldukları savaşların hiçbirini asker ve teçhizat çokluğu bakımından kazanmamış, kaybettiklerini ise bunların azlığından dolayı kaybetmemiştir. Zaferin ve mağlubiyetin en büyük etkeni hep takva olmuştur. Nitekim müminlerin emiri Ömer bin Hattab’ın bir orduyu gazveye göndeririken komutanınan söylemiş olduğu "Siz düşmanlarınıza sayı ve teçhizatla üstün gelemezsiniz. Onlara ancak bu din ile üstün gelebilirsiniz. Eğer düşmanlarınızla günahta eşit olursanız zaferi en güçlü olan kazanır." sözü bu hakikati en veciz şekilde özetlemektedir.

Asıl konumuza gelecek olursak ;

1-) Strateji

Savaş sadece meydanda girilen muharebenin adı değildir ve sadece silahla sınırlandırılamaz. Meydana girişilen merhale, savaşın en son ve belirleyici halkasıdır. Bunun öncesinde ordu komutanına düşen savaşacağı orduyu iyice araştırıp zaaflarını bulmaya çalışması, düşmanları arasında öncelik sıralaması yapması, ordusuna savaş alanında stratejik bir alan belirleyip oraya konuşlandırması vb. şeylerdir. Allah Rasûlü’nün hayatına baktığımızda onun da bu konuların farkına varıp bu tür konularda bazı hazırlıklara giriştiğine şahit olmaktayız. Şöyle ki: O, Medine’ye gelir gelmez şehirde bir sükunet ortamı oluşturmak ve düşman sayısını azaltmak adına Yahudilerle ‘Medine Vesikası’ diye bilinen anlaşmayı imzalamıştır.

Huzaa Kabilesi o zamanlar müşrik olmasına rağmen Kureyş - Beni Bekr ittifakına karşı onlarla müttefik olmuştur. Hendek Kuşatması sırasında düşman safında bulunan Gatafan Kabilesi'ne savaştan çekilmelerine karşılık Medine mahsulünün belirli bir kısmını teklif etmeyi düşünmüştür. Bunun dışında yine Hendek Kuşatması esnasında düşman safında bulunan Nuaym bin Mesud’un Müslüman olması üzerine ona İslam'ını gizlemesini ve düşmanın safları arasına tefrika sokmaya çalışmasının emretmiştir. Bu emrin Nuaym bin Mesud (radıyallahu anh) tarafından hakkıyla yerine getirilmesi sonrasında Kureyş - Beni Kurayza ittifakı parçalanmıştır. Bedir Savaşı’nda çorak bir arazi yerine düşmanların suya ulaşmalarını engelleyip savaş esnasında bitap düşmeleri için su kuyularının yanı başında ordusunu mevzilendirmiştir. Aynı şekilde Uhud Savaşı’nda da ordusunu dar bir geçide konuşlandırıp düşmanın gelmesi muhtemel stratejik bir konumda olan Ayneyn Tepesi'ne de okçuları yerleştirmiştir. Hendek Gazvesi'nde Arapların savaşlarında daha önce hiç görmediği, duymadı bir yöntem olan hendek kazma fikrini uygulayarak düşmanı şaşkına uğratmıştır. Tüm bu ve benzeri olayları göz önüne aldığımızda Rasulullah (s.a.v)’in büyük bir stratejist olduğunu görürüz.

2-) İstihbarat ve gizliliğe önem verilmesi

Savaştaki en önemli etkenlerden bir tanesi de kendi durumunu düşmandan en iyi şekilde gizleyip onun durumu hakkında önemli bilgiler elde etmektir Allah Rasulü bu konuya da aşırı derece önem vermiş ve ümmetine bu konuda da örneklik teşkil etmiştir. Şöyle ki o hiçbir zaman son güne kadar hiçbir savaşta (Tebük Gazvesi hariç) nereye gideceğini açıklamamıştır. Bunun sebebi şehirde oluşan askeri hareketliliğin sebebinin düşman tarafından haber alınıp tedbir almalarını önlemektir. Rasûlullah bu taktiği gönderdiği seriyyelerde de uygulanmıştır. Hatta bazen ordu yola çıkar komutan da dahil kimse nereye gittiğini bilmezdi. Bunun örneği Allah rasûlü’nün Abdullah bin Cahş’ın emrine bir ordu verip savaşa göndermesidir. Rasulullah ona bir mektup vermiş ve ordusuyla iki gün yürüdükten sonra mektubu açıp içindeki direktifleri uygulamasını emretmiştir.

Allah Rasulü düşman hakkında bilgi edinmeye de çok önem verirdi. Hendek Gazvesi sırasında sıkıntının hat safhaya ulaşıp Müslümanlar'ın aşırı sıkıntıya girdikleri bir vakitte Huzeyfe’yi gecenin karanlık bir vaktinde karşıya geçip içlerine sızıp onlardan haber getirmesi için yollamıştır. Aynı şekilde O, Medine çevresinde olup bitenlerden sürekli haberdar olmak amacıyla ikişerli üçerli küçük müfrezeleri casus olarak gönderirdi. 

3-) istişare

Bir komutan savaş konusunda ne kadar tecrübeli olursa olsun muhakkak kendisine fikrine güvendiği bir ‘İstişare Kurulu’ oluşturmalıdır. Zira insan olması hasebiyle bazı şeylerin gözünden kaçması kuvvetle muhtemeldir. Allah (Subhanehu ve Teâla) kitabında: ‘işler konusunda onlar ile istişare et’ buyurarak bu hakikate dikkat çekmiş ve Rasûlü'nün bu konuyu dikkate almasını emretmiştir. Allah Rasulü de savaşlarda bu emri göz önünde bulundurmuş ve ashabıyla istişare etmeyi ihmal etmemiştir. Şöyle ki Bedir Savaşı için ashabını bir bölgeye indirip mevzilenmelerini emredince Habbab bin Münzir “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu yaptığın vahiy ile midir yoksa kendi görüşün müdür?” diye sormuştur. Allah Rasulü de: “Hayır, bilakis benim görüşümdür.” diye cevap vermiştir. O: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bulunduğumuz yer savaş için pek uygun değildir. Bedir kuyularını başına gidip oraya karargah kuralım. Böylece hem su ihtiyacımızı gidermiş oluruz hem de müşriklerin suya ulaşmasını engelleyip onları sıkıntıya sokarız.” demiştir. Allah Rasulü bu uyarıyı dikkate almış ve karargahını işaret edilen yerde kurmuştur ve bu uygulamadan Müslümanlar oldukça fazla fayda elde etmişlerdir. 

Buna benzer başka bir olayda Uhud Savaşı’nda gerçekleşmiştir. Bedir’in İntikamı için yanıp tutuşan müşriklerin harekete geçtiği haberini alan Allah Rasulü şehirde kalıp savunma savaşı mı verilmesi yoksa şehir dışına çıkıp Meydan Muharebesi mi yapılması konusunda ashabıyla istişarede bulunmuş kendisi savunma savaşı yapma taraftarı iken Bedir’e katılmayan ve müşriklerle savaşmaya can atan sahabilerin isteği üzerine şehir dışına çıkmış ve bir Meydan Muharebesi olmuştur. 

Hendek Gazvesi’nde müşriklerin bir orduyla Medine’ye doğru yöneldiğini haber alan Allah Rasulü nasıl bir savunma stratejisi izlemek gerektiği hususunda ashabı ile istişare etmiştir. Sonuç olarak aslen bir ‘Farisi’ olan Selman’ın (radıyallahu anh) teklifini kabul etmiş ve şehrin etrafına hendekler kazdırmış ve böylece müslümanlarda bu savaşta galip gelmişlerdir.

4-) Cesaret

Bir ordunun Savaşı kazanmasındaki en büyük etkenlerden biri de emir sahibinin her zaman en ön safta bulunup orduyu cesaretlendirmesidir. Allah Rasûlü de bu meselenin farkında olmuş ve savaşlarda her daim en ön safta bulunmuş ve kafirler ile vuruşmuştur. Hatta Hazreti Ali onun savaştaki durumu hakkında şöyle demiştir;” Allah Rasûlü kâfire en yakın noktadaydı. Ona en yakın bulunanı biz en cesurumuz sayardık. Nitekim Huneyn Gazvesi’nde sahabenin kafirler tarafından ani bir baskınla şaşkına dönüp sağa sola kaçırmaları ile beraber Allah Rasulü, katırının üzerinde sabit kalmış ve‭ ‬

أنا‭ ‬النبي‭ ‬لا‭ ‬كذب‭ ‬أنا‭ ‬إبن‭ ‬عبد‭ ‬المطلب‬

"Ben Allah'ın peygamberiyim. Bunda yalan yok. Ben Abdulmuttalib'in oğluyum."

diyerek ashabına çağrıda bulunmuştu. Onun çağrısını duyan sahabede kendine gelip tekrardan toparlanmış ve Allah bu gazvede de Müslümanlar'a zafer nasip etmiştir Bir keresinde Medine’de şehrin dış tarafından bir ses duyulur. Ashab hemen hazırlığa girişip sesin geldiği yöne doğru gidince Allah Rasûlü’nün bineğinin üzerinde kılıcı boynuna asılı bir vaziyette o taraftan geldiğini görürler. Allah Rasulü der ki: "Ben o tarafa gittim. Herhangi bir sıkıntı yok."

İşte biz böyle savaş dehası bulunan stratejiye, istihbarata, istişareye azami derecede dikkat gösteren ve savaşta her daim en ön safta bulunan bir Peygamber’in ümmetiyiz. Allah bu konuda bize onu örnek alabilmeyi, şefaatine nail olabilmeyi ve şehit olup Firdevs'ine girebilmeyi nasip etsin. Amin.

Cihad Acar | Genç Muvahhidler Dergisi 12.Sayı

 

 
  Son Yüklenenler

30.12.2017
Ehl-i Kitap’a Muhalefet ve Yılbaşı - Ebu Lubabe
16.03.2017
Ebu Muhammed el-Makdisi:
16.03.2017
Ebu Katade el-Filistini: “Cihadi akımda olması beklenen değişimler”








02.06.2020

Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.

(Tirmizî, İlm, 14.)

İnsanların en cahili, ahiretini başkasının dünyası için satandır.

(Ömer radiyallahu anh)