Hakkımızda | İletişim  








Şahitliği gizlemeyin. Her kim şahit olduğu gerçeği gizlerse, şüphesiz ki onun kalbi günahkârdır

(Bakara, 283)

 
 
 


 
 

Mustafa ŞİMŞEK   1288

Şii - Haçlı İttifakının Tarihi Arka Planı

  Şii veya Şia, Arapça bir kelimedir ve “taraftar” anlamına gelir. Bu kelime, Hz. Osman’ın şehit edilmesinin ardından, Hz. Ali ve Hz. Muaviye arasında yaşanan hilafet krizinde, tarafları ifade etmek için kullanılmıştır. Bir inanç biçimi olarak ortaya çıktıkları ilk yıllarda inançlarındaki farklılıkları sadece Hz Ali taraftarlığıyla sınırlı tutarlarken sonraki yıllarda Pers kültürüyle bezenmiş ve yeni haliyle apayrı bir din izlenimi veren yeni bir din görüntüsü oluşturmuş ve İslam cemaatinden tamamen ayrılmışlardır. İslam akidesinin zıttına ortaya koydukları görüşleri ve Müslümanların cemaatinden ayrılmaları nedeniyle kendilerine ayrılan manasında ‘Rafıziler’ denmiştir.

Şia kavramı, bu krizde yer alan taraftar anlamının dışına çıkarak, bugün İran’ının resmi ideolojisi olarak kullanılan inanışın özel adı haline gelmesi, Hz. Ali ve torunlarının yaşadığı dönemden çok sonraları olmuştur.

Artık bugün Şiilik; Hz. Ali’nin ve torunlarının halife olması gerektiği düşüncesini, bir eleştiri ya da muhalif görüş olmanın ötesinde, bir iman esası kabul eden ve inanç tahrifatını Müslümanlar arasında yayan bir inanışın adıdır. 

İran coğrafyası, tarih boyunca aralıksız olarak Perslerin ana yurdu olmuştur. İran’ı istila eden kavimler, imparatorluklar değişse de Persler, İran coğrafyasının ana unsuru olmayı tarih boyunca hep becermişler ve diğer medeniyetlerin aksine kendi topraklarını ele geçiren kavimlerin içinde erimemiş bilakis bu kavimleri kendi kültürleri içinde eritmişlerdir.

Tarih boyunca kendi topraklarını istila eden bütün kavimlere direnen Persler aynı varoluş mücadelesini İslam’a karşı da vermiştir. Hz Ömer’in hilafeti döneminde İran toprakları fethedildiğinde Persler binlerce yıllık direnme kültürleriyle İslam’a karşı da direnmişlerdir. Hatta direnmenin de ötesinde İslam’a girmiş gibi görünerek bir yandan İslam’ı içeriden yıkmaya çalışmış diğer yandan da eski dinlerinden kalan birçok Putperest inancı İslam inancının içine yerleştirmeye çalışmışlardır. 

Hz. Hüseyin’in (Radıyalallahu Anhu) eşlerinden birisinin kendi kavimlerinden olmasını fırsat bilen Persler, 12 imam inançlarını sadece Hüseyin’in(Radıyallahu Anhu) bu eşinden gelen çocuklarıyla sınırlı tutmuş ve kendilerince Yahudilerin yaptığına benzer bir şekilde bir ulus-din inanışı tesis etmeye çalışmışlardır. 

İslam’a alternatif bir inanç tesis etmeleri tarihin her döneminde İslam düşmanlarının ilgisini çekmiş ve İslam düşmanları İslam’ı yıkmak için hem fikri hem de askeri olarak Perslerden/Rafızilerden bolca faydalanmışlardır. İslam’ı yıkmak için uğraşan Oryantalistler, yazdıkları kitaplarda Rafızilerden bolca alıntılar yapmışlardır. Kuran’ın  eksik(haşa) olduğu, Resulullah’ın haşa zayıf karekterli biri olduğu fikirlerini Rafızilerin sözleriyle desteklemişlerdir. Rafızi Tebersi’nin “Rablerin Rabbinin Kitabının Tahrif Edildiğine Dair Kesin Deliller” isimli kitabı, misyonerlerin bu minvalde yaptıkları çalışmalarına kaynak teşkil etmektedir.

Rafıziliğin bir fırka olarak ortaya çıkmaya başladığı dönemlerden günümüze kadar olan serüvenlerini inceleyen herhangi bir araştırmacı, onların tarihin hiç bir döneminde İslam düşmanlarıyla savaşmadıklarını, bütün çabalarını kendi medeniyetlerini ortadan kaldıran Ehl-i Sünnet’e karşı ortaya koyduklarını görür.

Hz. Ali ile Hz. Muaviye (Radıyallahu Anhuma) arasında cereyan eden ihtilaflarda Hz. Ali taraftarı imiş gibi görünüp de Hz. Ali’yi yalnız bırakan, Hz Ali’den sonra aynı entrikalarla Hz Hasan’ı da kandıranlar Rafızilerin ta kendileridir. Biz seni koruruz vaadiyle kendilerine çağırdıkları Hz. Hüseyin’in de şehid edilmesine sebep olan hep kendileri olmalarına rağmen bütün bu olaylarda Ehl-i Sünnet’i suçlamış ve tarihin derinliklerinde kalan bu acı olayların üzerine bina ettikleri sahte kinleriyle tarihin her döneminde Müslümanların aleyhine Haçlı ve Moğol ordularına arka çıkmışlardır.

Daha önce de vurguladığımız üzere Rafızilerin asıl dertleri Hz. Ali taraftarlığı yapmak değil, kadim kültürlerini korumak ve Pers İmparatorluğu’nun yıkılışının intikamını almaktır.

Bu minvalde İslam Tarihi’nde Müslümanların yaşadığı acı olayları inceleyen dikkatli bir araştırmacı bütün bu olayların arkasında Şii/Rafızilerin olduğunu görür. Moğol İmparatoru’nun yanına giderek Bağdad’ı ve Bağdad hazinelerini öven kişi Rafızi Nasıruddin el Tusi’nin ta kendisidir. Hülâgû Hân, gök tanrıya tapan putperest bir kâfir olduğu halde Tûsî’ye şöyle söyler:
İyi-güzel söylüyorsun ammâ ben Bağdad’daki halîfe üzerine varamam. Zîrâ halîfe Musta`sım, Peygamber sülâlesindendir. Bu sülaleden birisiyle cenk eder ve kan dökersem, gök tanrı yağmur vermezmiş. Tûsî, ısrar eder: Hakanım! Bağdad halîfesi, Peygamber’in (Aleyhisselam) bilmem kaçıncı nesil amcaoğludur. Hâlbuki İmâm Hüseyn Muhammed’in (Aleyhisselâm) torunu idi. Hicretin 63. yılında onu, evladını ve akrabâlarını Kerbela’da katlettikleri halde gök tanrı yağmurunu kesti mi? Hülâgû Hân, düşünür ve Tûsî’ye hak verir ve ordusuyla Bağdad üzerine yürür, şehri dört yandan kuşatır. 

Moğol istilasının dış etkenlerini Rafızi Tusi hazırlarken iç etkenleri ise dönemin Abbasi Halifesi’nin veziri olan ve ihanetin baş mimarlarından olan Rafızi İbn-i Alkami hazırlar.

H. 656(M. 1258) senesi, Moğol saldırılarının zirveye ulaştığı dönemde, zamanın Abbasi halifesi Musta’sım Bağdat’taki sarayında dünya zevklerine dalmış, savaş meydanlarından uzak kalmış, siyasi kararlarını ise baş veziri Mueyyiduddin İbnu’l Alkami’ye bırakmış bulunuyordu.

Moğolların Bağdad sınırlarına kadar ulaştıklarını gören İbnu’l Alkami, Moğollarla iletişime geçerek saldırı için Bağdad’ın uygun bir durumda olduğunu onlara haber verdi. Duruma temkinli yaklaşan Moğol komutan Hülagü bazı incelemelerden sonra İbnu’l Alkami’ye, Halifeye ordu sayısını azaltmasını telkin etmesini bildirdi. Bunun üzerine İbnu’l-Alkami iktisadi gerekçelerle ordu sayısının azaltılması gerektiğini, bunun devletin bekası için daha uygun olacağını halifeye defalarca anlattıktan sonra, Musta’sım fiili olarak asker sayısının azaltılmasına karar verdi. Babası Mustansırbillah döneminde 100.000’i bulan Abbasi ordusu, Musta’sım döneminde, bu yeni kararla birlikte 15.000 civarına kadar düşürüldü.

Bağdad’ın saldırı için uygun bir konuma geldiğini gören Hülagü, şehri kuşatma altına aldı. Bu sırada dış mahallelerdeki halk şehrin içine sığınmaya başlamıştı. İnsanlar Dicle Nehri’nin karşı yakasına geçebilmek için ciddi meblağlar ödüyorlardı. Halife ordusu birkaç kez savunma savaşına girse de sayıları 200.000’i aşkın Moğol ordusu karşısında başarısızlığa uğradı.

Halife Musta’sım, vezir İbnu’l-Alkami’nin tavsiyesi üzerine son bir ümitle büyük bir heyeti yanına alarak Hülagü’nün karşısına çıkmaya karar verdi. Ordu komutanları, âlimler ve eşraftan oluşan heyet Hülagü’nün karşısına çıkmak için Bağdat’ın dışına vardıklarında, halife ve yanında bulunan birkaç kişi haricinde hepsi orada katledildi. Böylece, devletin en değerli idarecileri vezirin ihanetiyle düşman önüne sunulmuş oluyordu. Bir takım görüşmelerden sonra yine Şii vezir İbnu’l Alkami’nin önerisi üzerine Hülagü, önce Musta’sım’ın aile fertlerini gözleri önünde katlettikten sonra halifeyi bir çuvala koydu ve askerlerinin atlarıyla üzerinden geçmesi emrini verdi. Halife, Moğol atlarının ayakları altında, feci şekilde can verdi.

Haçlı Seferi’nin oluşmasına zemin hazırlayanlar dönemin mel’un devleti olan Rafızi Fatımilerin liderlerinin ta kendileriydi. Suriye bölgesinin Selçuklular tarafından alınmasına üzülen Fatımilerin Halifesi Müsta’lî billah, Avrupalı Hristiyanlara elçi gönderip, destek va'dederek Şam’ı almak üzere davette bulundu. Haçlı ordusu, Kudüs, Beyrut, Akka ve Şam bölgelerindeki birçok şehri beş yıl içinde birer birer düşürdü. Hıristiyanlar Kudüs’te içlerinde alimlerin ve salihlerin çok olduğu sayıları yüz bini bulan insanı katlettiler. Yahudileri havralarında toplayıp yaktılar. Haçlıların Kudüs’e saldırdıkları dönemlerde Kudüs’ün idaresini elinde bulunduran Fatımiler, Haçlıların şehre doğru gelmesinden sonra şehirdeki dindaşları olan Rafıziler ile birlikte çekildiler ve şehirde kalan ve sayısı yüz bini bulan Ehl-i Sünnet Müslümanları Haçlıların katliamı ile başbaşa bıraktılar. 

Osmanlı Devleti, Batı’ya doğru ne zaman sefere çıksa kendilerini arkadan vuranlar hep İran Şiileri olmuştu. Yine yakın tarihte ortaya çıkan yeni bir belgede Birinci Dünya Savaşı’nda İran Şiilerinin Haçlılar lehine Osmanlılara ihaneti şu şekilde resmediliyordu: “Kemal-i Teessüf ve hayret ile şurasını da arz eylerim ki; Tebriz’de bazı Rüesa-yı İraniye Asakir-i Osmaniyemize Elbise-i Cedide yapdırmış ve bu bahane ile Asakir-i mevcudumuzun mikdar-ı hakikisini isim ve künyeleriyle öğrenerek Ruslara bildirmiş oldukları ve halbuki evvelce Ruslar Tebriz ve civarında aramsız Kuvva-yı Osmaniye’yi üç bin raddesinde zan eyledikleri beyan olunmaktadır. Bizim ihmal ve gafletimizi anlayan düşman nihayet’ül emr bize Süfyan felaketini hazırlamışlardır.” 31 Kanunisani1330. Saviçbulakdan. Rumiye Şehbenderi Mehmed Ragıb. 

Hülasa; İranlılar, Tebriz’de Ruslar’a karşı nöbet tutan Osmanlı askerlerine elbise diktirmek istediklerini bildirmişler. Bu şekilde Osmanlıların bölgedeki askerlerini isimler ve künyeleriyle öğrenmiş ve ordunun adedini Ruslara bildirmişlerdir. Ordunun bu gafleti ve Rafızilerin bu ihanetinden faydalanan Rus Ordusu, Osmanlı Ordusu’nu ağır bir şekilde mağlup etmiştir.

Şii/Rafızilerin tarih boyunca İslam düşmanlarıyla birlik olup Müslümanları toplu katliamlardan geçirdikleri olaylar burada yazdıklarımızdan çok daha fazladır. Hatta Şiiler tarihleri boyunca Müslümanlar dışında hiç kimse ile savaşmamışlardır diyen kimse yalan söylemiş olmaz. Dolayısıyla bugün İran nezdinde temsil edilen ve Irak’ta ve Afganistan’da Ehl-i Sünnet’e karşı açıkça Amerika’ya yardım eden Rafızilerin bu tutumlarının siyasi sebeplerden değil dini sebeplerden kaynaklandığını ve tarihin her döneminde ana düşman olarak hep Müslümanları gördüklerini bilmeliyiz. Günümüzde İbnu’l-Alkami’nin ardılları, tarih boyunca hep yaptıkları gibi Ehli-Sünnet’i katletmek için Batılı güçlerle işbirliğine girmektedirler. Afganistan’ı işgal eden Amerika’nın destekçisi Kuzey Afganistan Şiaları, Hazara Şiaları ve İran olmuştur. Irak’ın işgalinde, Amerika ile savaşmanın haramlığı fetvalarını Şii lider Sistani yayınlaşmıştır. Suriye işgalinde Rusya’yı acımasız saldırılarına heveslendiren yine Şii İran ve yardakçıları olmuştur.

Son olarak kendisi de Şii olan bir yazarın itiraf sadedinde yazdığı makalesiyle yazımızı bitirelim: 

Biz arlanmaz utanmaz bir toplumuz. Ve tarihi gerçekler asla unutulmamalıdır!

Şam, İran ve Irak’ı kim fethetti? Ömer bin Hattab (Sünni)

Kim Kuzey Afrika’yi fethetti? Kuteybe bin Muslim (Sünni)

Endülüs’ü kim fethetti? Tarık bin Ziyad ve Musa bin Nasır (Sünni)

İstanbul’u kim fethetti? Fatih Sultan Mehmed (Sünni)

Kim Fas’ta İspanya’yı bozguna uğrattı? Abdulkerim el Hattabi (Sünni)

Ve yakın zamanda kim Rusları perişan etti Çeçenistan’da? Hattab (Sünni)

Kim Filistin’de Yahudi’ ye karşı durdu? Ahmed Yasin (Sünni)

Lakin biz Şii'ler olarak çocuklarımıza ne bıraktık?

 

Kim Hüseyin’e İhanet etti ve Kerbela’da yalnız bıraktı?  Muhtar el Sakafi (Şii)

Irak’ı Moğollara kim sattı?  İbn’ul Alkami (Şii)

Kim Moğollara, Şam işgalinde yardım etti? (Şiiler)

Kim Müslümanlara karşı Fransızlara yardım etti?  (Fatimiyun Şiileri)

Selçuklu Sultanına kim ihanet etti?  El Basasiri (Şii)

Kudüs’ü işgal için Haçlılara kim yardım etti? Ahmet bin Ata’a (Şii)

Kim Selahaddin Eyyubi’nin ölümünü organize etti? Kenz’ul  Devle (Şii)

Napolyon’un Mısır’a saldırmasına kimler yardım etti? (Şiiler)

 

Ve yakın zamanda.

Kim Yemen'de İslâmî merkezleri hedef alıyor? (Husiler) 

Kim Amerika’nın Irak işgalini tebrik etti? Sistani  ve el Hekim (Şiiler)

Afganistan işgalinde Haçlılara kim yardım etti? İran (Şii)

Suriye’de masumların kanlarını dökenler kimler? (İranlı, Iraklı, Afganlı Şiiler)

Suriye’de kanlı rejimle kim yan yana durdu ve Rusya’ya destek verdi?   Hameney (Şii)

 

Mustafa Şimşek - Genç Muvahhidler Dergisi 10.Sayı

(Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.)

ANA SAYFA

 

 
  Son Yüklenenler

30.12.2017
Ehl-i Kitap’a Muhalefet ve Yılbaşı - Ebu Lubabe
16.03.2017
Ebu Muhammed el-Makdisi:
16.03.2017
Ebu Katade el-Filistini: “Cihadi akımda olması beklenen değişimler”








02.06.2020

İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.

(Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16)

İnsanların en cahili, ahiretini başkasının dünyası için satandır.

(Ömer radiyallahu anh)