Hakkımızda | İletişim  








De ki: Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın! 

(Müminûn, 118)

 
 
 


 
 

Salih Seriyye 15.07.2016   2610

1. HAÇLI SEFERİ

Bugünün anlaşılmasının dünün bilinmesine bağlı olduğu su götürmez bir gerçektir. Dünya’da meydana gelen bütün olaylar Allah’ın değişmeyen sünneti etrafında cereyan etmektedir. Bu bağlamda dün meydana gelen olayları okumayı beceremeyen toplumlar aynı durumlarda aynı hataları tekrar etmeye mahkûmdurlar. Kuran’ın yaklaşık üçte birinin geçmiş kavimlerin kıssalarından bahsetmesi haşa müşriklerin dediği gibi “eskilerin masalları” anlatılsın diye değildir. Geçmiş kavimlerin kıssalarının anlatılmasının birçok hikmetinin bulunmasıyla birlikte en önemli hikmetlerinden biri de: “Yok mu ibret alan” Ayet-i Kerimesiyle sabit olduğu üzere tarihte meydana gelen olaylardan ibret alıp aynı hataları tekrar etmemektir.

Şüphesiz ki İslam Coğrafyası tarihin en barbar, en alçak Haçlı saldırılarına maruz kalmaktadır. Bugün kendilerini İslam ümmetine nispet eden ve beldelerimizi Haçlı kardeşleriyle birlikte işgal eden Rafıziler, dünün Moğol ve Haçlı ordularına rehberlik eden, Müslümanların şehirlerini Haçlılara ve Moğollara teslim eden İftikar El-Devle, İbn-i Alkami’lerin(Allah’ın laneti üzerlerine olsun) torunlarının ta kendileridir. Bugün topraklarımızı demokrasi ve özgürlük adına yağmalayan Batı, dünün Haçlı Ordularını komute eden Frederic Barbarossa’nın, Raymond Saint Gillies’in torunlarının ta kendileridir. İnşallah dergimizin bu sayısıyla birlikte tarihte vuku bulan Haçlı Seferleri’ni inceleyecek, karşı karşıya olduğumuz Haçlı Seferlerini dünün penceresinden irdeleyeceğiz.

 Birinci Haçlı Seferi (1095-1099)

  • Kudüs’ün, Müslümanların hâkimiyetinden alınması amacıyla başlatılan Haçlı Seferi’nin ilkidir. Birinci Haçlı Seferi, katılan askeri birliklerin 600.000 kişilik asker sayısı sebebiyle en önemli Haçlı Seferi olarak kabul edilir. Birinci Haçlı Seferinin, 1095 yılında Clermont’da toplanan Kilise Konsilinde Papa 2. Urban (Urbanus) ve fanatik bir Papaz olan Pierre L’Ermite tarafından başlatıldığı kabul edilmektedir. Fakat bu sefere katılmak için Hristiyanlar tarafından Avrupa genelinde propaganda yapılması ve Haçlı birliklerinin toplanması yaklaşık 1 yıldan fazla sürmüştür. İki safhadan oluşan bu Haçlı Seferinde sefere katılan birinci grup birlikler genellikle sırf din aşkı için savaşmayı göze almış farklı sınıflardan oluşan halktan kişiler olmuştur. İkinci grup ise birinci grubun tam aksine çok düzenli, soylu kişiler tarafından seçilmiş profesyonel birliklerden kurulmuştur. Birinci Haçlı Seferinin genel olarak başlangıcının iki safhadan oluştuğu kabul edilmiştir:

1-) Birinci Haçlı Seferlerine “Köylü Haçlı” veya “Halkın Haçlı Seferleri” denmiştir. Bu Haçlı Seferine katılanların çoğu din için savaşmayı göze almış, kiliseye bağlı olan insanların toplanmasıyla olmuştur. Soylular ve profesyonel birlikler bu ilk haçlı seferlerine katılmayı pek tercih etmemişlerdir. Başında fanatik Papaz ‘Pierre L’Eermite’ bulunduğu ilk askeri Haçlı Ordusu, 1 Ağustos 1096 yılında sefere çıkmıştır. Genellikle savaş tecrübesi olmayan erkekler, çocuk ve genç yaştaki kadınlardan oluşturulmuş birlik, Yalova civarında Selçuklu Ordusu tarafından imha edilmişlerdir.

2)- İkinci gruba “Baronların Haçlı Seferi” denmektedir. İkinci olan grup soylular tarafından komuta edilen ağır zırhlı şövalyelerden ve profesyonel askerlerden oluşmuş birliktir. Şövalye ve soylulardan oluşan bu grup Haçlı Ordusu ile ilgili rivayete göre 30.000 ile 70.000 arasında asker ve 30.000 civarında asker olmayan bir güçten oluşmuştur. Haçlı Ordusuna katılacak olan birliklerden Güney İtalya normlarından, Lorraineliler ve Fransız şövalyelerinden oluşan büyük bir ordu oluşturulmuştur.

1097’de İstanbul önlerine gelen bu ikinci Haçlı Grubu, kendi ihtiyaçları ve hayvanların yemini karşılamak için güzergâhları üzerinde bulunan yerleşkelere büyük zararlar vermeye başlamışlardır. Sırf bu sebepten Macaristan’da vermiş oldukları zararlar nedeniyle oradaki idari güçler bu Haçlı Ordularına direnmeye başlamışlardır. Daha sonra Haçlı Ordusunun ihtiyaçlarını karşılamak için çoğu paralı, Peçenek Türklerinden oluşan Bizans Ordusu, bu birliklere refakat etmeye başlamıştır. Konstantinopolis’e erişen büyük Haçlı grubu komutanları Bizans İmparatoru 1. Aleksios Komnenos’a bağlılık yemini etmişlerdir. Bu ordu aynı zamanda eskiden Bizans toprağı olan yerlerin tekrar Bizans’a verileceğine dair ant içmişler ve Anadolu topraklarına giriş yapmışlardır. Haziran ayının son haftalarında harekete geçen Haçlı Ordusu, beş haftada Kudüs’e varmayı planlamış fakat bu sefer tam 2 yıl sürmüştür. Bu Haçlı Ordusu öncelikle Anadolu Selçuklularının merkezi olan İznik’i kuşatmıştır. Anadolu Selçuklu Hükümdarı olan 1. Kılıç Arslan, Haçlı Ordusunun kuşatmasına daha fazla dayanamayarak geri çekilmiştir. Merkez İznik, kuşatmaya beş hafta direnmiş olsa da 17 Haziran 1097’de Bizans İmparatorluğuna teslim edilmiştir. Anadolu içlerine çekilmiş olan Kılıç Arslan, Danişment Gazi ve Kayseri Emiri Hasan ile ittifak yapmış ve müttefikler Eskişehir Ovasında Haçlı Ordusuna saldırmışlardır. Bu savaş Haçlılar tarafından “1. Dorileon Muharebesi” olarak adlandırılmıştır. Ön safhalarda Normanlar’dan oluşturulduğu askeri grubu karşılayan 1. Kılıç Arslan, zırhlı şövalyelerden oluşan bu birliğe karşı ok, kılıç ve hafif zırhlı silahlarla dayanamayacağını anlayarak ordularıyla geri çekilmiştir. Haçlı Ordularının ilerleyişinin engellenemez ve meydan muharebeleriyle durdurulamaz olduğunu anlayan 1. Kılıç Arslan, birçok taktik düşünmüştür. Haçlı Ordusunun Anadolu topraklarından geçiş güzergâhında strateji geliştirmiş, soğuk savaş taktikleri uygular gibi ani baskınlarla çoğu askerleri etkisiz hale getirmiştir. Geçiş güzergâhlarındaki su kuyularını tahrip etmiş, köyleri boşalttırmış, yolları üzerindeki meraları büyük koyun sürüleri ile otlatıp Haçlı Ordusunu susuz ve hayvan yeminden yoksun bırakmış, onları yıpratmak için birtakım taktikler uygulamıştır.

 Haçlıların Antakya Kuşatması 

  • Yollarına devam eden Haçlı Ordusu, Toros’u geçip Ermeni hâkimiyetinde bulunan Çukurova bölgesine girmiş, oradan da Antakya önlerine kadar ilerlemişlerdir. Ağır zırhlı bu ordunun komutanı Toronto Prensi olan Boemonda bulunmaktadır. Antakya’nın başında bulunan Türk Yağsıyan ve adamları, şehrin etrafına hendekler kazdırarak şehri 9 ay boyunca savunmuşlardır. Fakat Haçlı güçleri, bölgedeki Hristiyan ahalinin Yağsıyan’a yapmış oldukları ihanet nedeniyle kalenin bir burcunu ele geçirmişlerdir. Şehrin düştüğünü sanan Yağsıyan, 30 muhafızıyla birlikte kaleyi terk etmiştir. Bununla birlikte Antakya Kalesini ele geçiren Haçlı Ordusu buradaki Müslüman halkı canice katletmişlerdir.

 

 Antakya Kalesinde Sıkışan Haçlı Ordusu

  • Haçlı Ordusu’nın Antakya Kalesini ele geçirdiğini öğrenen Musul Emir’i Kürboğa, topladığı birliklerle birlikte Antakya Kalesini kuşatmıştır. Bu birlik Kürboğa’nın korkak tavrından dolayı en başta saldırıya geçememiştir. Antakya Kalesi’nde 12 gün kuşatma altında kalan Haçlı Ordusu açlık çekmiş, soylular ve şövalyeler kendi atlarını kesip yemişlerdir. Diğer askerler ise yaşayan hangi canlıyı bulurlarsa yiyerek karınlarını doyurmuşlar hatta ot ve ağaç kabuklarını dahi yemeye başlamışlardır. Bu açlık ve sefalet içindeyken Marsilyalı Keşiş Pierre Barthelemy’nin Antakya Katedralinin dini etkisiyle de bir rüya gördüğünü iddia etmiştir. Barthelemy rüyasında  Hz. İsa’nın çarmıha gerildikten sonra öldürüldüğü kutsal mızrağın Antakya Katedralinin altında gömülü olduğunu söylemiştir. Bunun akabinde kazılar düzenlenmiş ve yapılan kazı sonucunda “Kutsal mızrak” bulunmuştur.

(Birçok tarihçi mızrağı oraya orduda bulunan keşişlerin sakladığını ve bu şekilde morali kırılan askerlere moral vermeyi amaçladıklarını iddia etmektedir.) Bulunan mızrak ile dini heyecan ve ruh haline bürünen Haçlı Ordusu’nun başpiskoposu Le Puy’un taşıdığı Kutsal mızrakla Antakya kalesinden çıkmış ve Musul Emir’inin ittifakları olan ordular bu olaydan dolayı çekinmiş ve ittifaktan ayrılmışlardır. Birlikten ayrılanların geri dönüşü sonucunda Kürboğa’nın ordusu çok ağır bir yenilgi almış ve kuşatmadan mağlup olarak ayrılmıştır.

Haçlılar Antakya’yı aldıktan bir süre sonra at, yiyecek, iaşe teminatı için şehirde kalmışlardır. Hatta bu teminatlar sağlama sırasında Ma’retun Numan Kalesi kuşatılmıştır. Bu kuşatmada Haçlılar tarafından 20.000 kişinin kılıçtan geçirilip korkunç bir katliam yapılmıştır. Hristiyan kaynaklarında belirtildiğine göre gözü dönmüş Haçlı Ordusunun bu kaledeki ölen insanların bedenlerini dahi yedikleri söylenmektedir.          

 Kudüs'ün Kuşatılması ve Katliam

  • Haçlı Ordusu, Antakya civarındaki ihtiyaçlarını tamamladıktan sonra Lübnan, Batı Suriye ve Filistin topraklarından geçerek 5 Temmuz 1099’da Kudüs şehri surlarının önüne ulaşmıştır. Kudüs şehri, o tarihlerde Sünni Müslümanların üzerinde büyük bir zulümle hâkimiyet kurmuş olan Rafızi Fatımilerin egemenliği altındadır. Haçlı Ordusu 5 Temmuz’dan itibaren kalelerin surlarına yaptıkları saldırılarda başarısız olmuşlar ve Kudüs’ün Sünni ahalisinin direnmesiyle hep geri püskürtülmüşlerdir. Fakat Haçlı Ordusu’na denizden gelen yardım durumu Haçlıların lehine çevirmiştir. Filistin sahillerine demir atan Cenevizliler gemilerini karaya oturtmuşlardır. Cenevizliler, temin ettikleri tahtalarla surlara yanaşarak büyük kuleler yapmışlardır. Yapmış oldukları bu iki kule 14 Temmuz gecesi kalenin önüne getirilerek surlara gerilmiştir. 15 Temmuz günü kalenin kuzeydoğu kapısı önünden Flandralı şövalyeler ilk defa şehre girmeyi başarmışlardır. Daha sonra diğer komutan ve askerler şehre girmeye başlamışlardır. Fakat yapılan diğer kulede aynı taktikle davranılmasına rağmen ilerleyememiştir. Bunun üzerine Haçlı Ordusu, komutanlarından Raymond Saint Gillies’in, Fatımi kale komutanı olan İftikar el-Devle’ye teslim olması halinde kendisinin ve ordusunun şehirden çıkarılacağı sözünü vermiştir. Bunun sonucunda Fatımi Komutanı kendi mezhebine mensup askerlerini alarak şehirden ayrılmış ve şehrin Sünni ahalisini Haçlı Orduları ile baş başa bırakmıştır. Haçlı Ordusu,  kaleyi teslim almış ve sözlerinde durarak Fatımi kale komutanını ve ordusunun şehirden ayrılmasına izin vermiştir. Fatımi komutanı ve ordusu Aşkalon Kalesine sığınmış, böylece Kudüs resmen Haçlıların eline geçmiştir. Fatımi komutanı ve askerleri serbest bırakılmasına rağmen Haçlı Ordusu kaledeki Müslüman ve Yahudilere büyük kıyım ve katliamlarda bulunmuşlardır. Mabetlere sığınan kadın ve çocukları dahi kılıçtan geçirmişler, şehrin sokaklarını kan ve cesede bulamışlardır.

Kudüs alındıktan sonra işgal edilen diğer toprakların da yönetilebilmesi için Haçlı Ordusunun soylu komutanları Kutsal Kabir Kilisesi’nde  birleşerek bir “Kudüs Krallığı” kurmuşlardır. Bu krallığın ilk Kralı ise Godfrei De Bouillon olmuştur. Haçlılar daha sonra serbest bıraktıkları Fatımi Ordusuna savaş açmıştır. Aşkalon Muharebesi adı verilen bu savaşta Haçlı Ordusu Fatımi Ordusunu kötü bir yenilgiye uğratmış, Kudüs’ü artık tamamen kontrol altına almışlardır. Dergimizin bir sonraki sayısında kaldığımız yerden devam edeceğiz İnşallah. Tekrar buluşmak üzere şimdilik hoşça kalın…

 

 Salih Seriyye

 

 
  Son Yüklenenler

30.12.2017
Ehl-i Kitap’a Muhalefet ve Yılbaşı - Ebu Lubabe
16.03.2017
Ebu Muhammed el-Makdisi:
16.03.2017
Ebu Katade el-Filistini: “Cihadi akımda olması beklenen değişimler”








02.06.2020

İslâm, güzel ahlâktır.

(Kenzü'l-Ummâl, 3/17, HadisNo: 5225)

"Tagut; kahin, şeytan ve sapıklıkta öncü olan kimselerdir."

(İmam Kurtubi)